Madoff'un Ponzisi, Türkiye'nin Sınavı

Madoff'un Ponzisi, Türkiye'nin Sınavı

Bernie Madoff adını hiç duydunuz mu? Duymadıysanız az sonra okuyacaklarınız modern finans tarihinin en büyük dolandırıcılık hikayelerinden biri olacak.

Bernie Madoff, şu meşhur wall street'in en saygın isimlerinden biriydi. NASDAQ'ın kurucu babalarındandı. Finans dünyasında tanınıyor, yatırımcıların güvenlerini kazanıyor ve insanların ceplerindeki parayı çoğalttığı izlenimi veriyordu. Ona paralarını teslim edenlerin aralarında varlıklı aileler, vakıflar, kurumlar, gaziler, soykırım kurbanları ve deneyimli yatırımcılar da vardı. Yani tüm bu bireyler geleceklerini ve umutlarını bu adama bırakmıştı.

Ancak ortada kazananlardan çok kaybedenler vardı.

Tarihin en büyük Ponzi düzeni

Bernie Madoff'un kurduğu sistem oldukça cazipti. Yatırımcılardan aldığı paraları belgelerde işlenmiş gibi yapıyor, yatırımcılar hesaplarında düzenli kazançlar görüyor, ihtiyaç duyduklarında paralarını çekebileceklerine inanıyorlardı. Bilakis çekenlerde vardı.

Oysa ortada, müşterilere anlatıldığı biçimde gerçekleşen bir yatırım başarısı yoktu. Madoff, eski yatırımcılara yapılması gereken ödemeleri yeni yatırımcılardan gelen paralarla karşılıyordu. Hesaplarda görünen kazançlar gerçeği yansıtmıyor, sahte kayıtlarla sistemin ayakta olduğu izlenimi yaratılıyordu. ABD ekonomisi iniş çıkış gösterse bile Madof'un şirketinin ve yatırımcılarının hisseleri borsada hiçbir şekilde iniş göstermiyordu. Aksine sürekli olarak bir artış vardı. Sistemin devam edebilmesi için sürekli yeni para gerekiyordu. Para akışı sürdüğü müddetçe çark dönüyor, yatırımcılar hesaplarındaki rakamlara güvenmeye devam ediyordu. Ne güzel değil mi? Win win durumu. Ancak işler her zaman umulduğu gibi gitmez bu düzenin temelinde gerçek bir kazanç üretimi bulunmadığından, 2008 senesindeki borsa krizinden sonra herkes aynı anda parasını geri çekmek istediğinde sistemin çökeceği açıkca belli olmuştu.

2008 aralık ayında Madoff'un dolandırıcılığı oğullarının ihbarı üzerine açığa çıkarıldı. 2009 yılında suçunu kabul etti ve 150 yıl hapis cezası ile müebbete mahkûm edildi. ABD Federal Soruşturma Bürosu, vakayı tarihin en büyük finansal suçlarından biri olarak kayıtlara geçirdi. Tam 65 milyar dolar sevgili okurlar. Yatırımcıların reel kaybıysa 20 milyara yakın. Tüm bunların sonunda Madof'un eline geçense dolandırdığı masum insanların yükü ile bir hücrede yanlız başına ölümü beklemek ve ailesinin dağılmasının kahrını çekmek oldu. Suçlamalar ve baskıya dayanamayan çocuklarından biri kendini astı diğeri ise iki sene sonra kanserden hayatını kaybetti. Son ana kadar yanında olan eşi ise çocuklarının kaybı üzerine Bernie'yi terk etti.

Türkiye'de yaşanan benzerlik

Şimdi dikkatimizi bu trajik biten hikayeden Türkiye'ye çevirelim.

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın hisse senedi işlemleri, 2026 yılında sermaye piyasasında yaşanan çalkantılarla birlikte önümüze bomba gibi düştü. Hikaye benzer karakterler, zaman, mekan ve rakamlar farklı. Kurbanlar ise aynı. Haber kaynaklarına göre çiftin yaklaşık 163 milyon liralık yatırımla aldıkları hisseleri daha sonra yaklaşık 2,17 milyar liraya sattıkları söyleniyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz demişler. 

İşin daha da kötüsü bazı Devlet kurum ve yetkililerinin işe karıştıkları biliniyor. Hanımefendinin kendisi zaten iktidarın milletvekiliydi. SPK bu şirketleri denetlemiyor mu? Nasıl olurda 20 yıl içerisinde kurulan firmaların değerleri 100 yıllık Koç Holding veya Sabancı Holding gibi köklü şirketlerimizden yüksek olabilir?

Adalet Bakanlığı ve görevli yetkililer işlemlerin hangi koşullarda gerçekleştirildiği, herhangi bir içeriden öğrenilen bilginin ya da piyasa manipülasyonunun söz konusu olup olmadığı ve bütün bunların delillerle ortaya konulup konulamayacağını şeffaf bir şekilde yürütebilecek mi? Sonuçta soruşturmayı yönetenler ile yol arkadaşlarıydı.

Ne o yine kandırıldık mı olacak...

Elbette Madoff'un kurduğu düzen ile birlikte ülkemizde yaşanan ponzi vurgunu aynı kefeye konulamaz. Ama iki olayda düşünmemiz gereken bir soru var.

Para, Güç ve itibar söz konusu olduğunda gerçekten hukuk ve denetim tarafsız işliyor mu?

Peki ya Birikimini değerlendirmek isteyen emeklinin, çocuğunun geleceği için para ayıran ailenin, yıllarca çalışarak biriktirdiğini yatırıma dönüştüren vatandaşın ve deneyimli yatırımcıların kayıpları ne olacak?

Sermaye piyasalarında güveni korumak için yeterli şeffaflık, etkili denetim ve tarafsız hesap verebilirlik var mı?

Bu sorduğum sorular ile sadece adaletin tarafsız bir şekilde işlemesini istiyorum. Çünkü bugün üzerimize düşen gerçeği aramak ve kim olursa olsun herkesin hesap verebildiği bir düzenin gerekliliğini savunmaktır.

Unutmayın ki paranın kaybı telafi edilebilir. Ancak adalete ve toplumsal güvene duyulan inanç kaybolduğunda, yeniden kazanması çok daha zordur...