Mekânlar ve Kimlikler üzerine

Mekân Ve Kimliğin Üzerimizdeki Sessiz Bağı
Vanessa Kirby
1 / 8

1. Mekân Ve Kimliğin Üzerimizdeki Sessiz Bağı

İnsan denilen bu malum varlık, kendisini çoğu zaman kim olduğu üzerinden tanımlar.

Oysa daha temel bir soru vardır:

Nerede?

Var olmak demek, yalnızca düşünmek ya da hissetmek anlamına gelmez.

Var olmak, bir yerde olmaktır.

Bir odada, bir şehirde, bir evde, bir sokakta…

Ya da hiçbir yerde.

Modernleşen insan, belki de ilk kez bu kadar çok yerde aynı anda bulunup hiçbir yere ait hissedemeyen bir varlık hâline gelmiştir. Şehirler büyüdü, sınırlar genişledi, yeni dijital dünyalar ve fikirler ortaya çıktı. Ancak zuhur eden bu genişlemeye rağmen bir derinlik üretilememiştir. Aksine, mekân çoğaldıkça aidiyet hissi azalmıştır.

Bir zamanlar “ev” diye adlandırdığımız yapı; hafızaydı, kokuydu, sesti, hatıraların yerleştiği mahremiyeti olan bir iç mekândı. Bugün ise mekân, giderek işlevsel bir yüzeye indirgenmektedir. Yaşadığımız yerler değiştikçe, kendimizle kurduğumuz ilişki de değişir. Çünkü insan, bulunduğu yer kadar kendisidir.

Bu sayımız, mekânı fiziksel bir çevre olarak değil; kimliğin kurulduğu bir alan olarak ele alıyor. Bir şehrin sokakları, bir evin duvarları ya da boş bir odanın sessizliği, hepsi insanın iç dünyasıyla sürekli temas hâlindedir. Mekânlar, yalnızca içinde yaşadığımız ve bulunduğumuz yerler değil; bizi şekillendiren kimliğimizi bulmamızı sağlayan bir yapıdır.

Belki de bizim için asıl mesele, büyüdüğümüz yada içerisinde bulunduğumuz mekânı kaybetmek değildir; asıl mesele mekânla kurduğumuz anlamı kaybetmektir.

Çünkü insan, kendisini ait hissettiği yerde var olabilir.

Sonraki