İnsan, Kutsal ve Varoluş Arasında
9. Bitmeyen Arayış
Bu sayı boyunca inancı, dogmatik bir yapıdan ziyade insanın varoluşsal yönelimi olarak ele aldık. Antik felsefeden modern psikolojiye, tasavvuftan sanata ve edebiyata uzanan metinlerimiz, tek bir sorunun etrafında döndü: İnsan, anlam olmadan yaşayabilir mi? Gördük ki inanç, yalnızca Tanrı’ya yönelmiş bir kabul değildir. O, belirsizlikle başa çıkma, acıyı anlamlandırma ve varoluşu katlanılabilir kılma çabasıdır. Kimi zaman sevgiyle, kimi zaman şüpheyle, kimi zaman isyanla ortaya çıkar. Modern çağ, inancı merkezden çekmiş; fakat insanın inanma ihtiyacını ortadan kaldıramamıştır. İnanç yalnızca biçim değiştirmiş, daha bireysel ve daha kırılgan hâle gelmiştir.
Bu sayımızda, okura kesin cevaplar sunmayı amaçlamadık zaten isteğimizde bu değildi. Aksine, inancın sorularla, boşluklarla ve sessizliklerle birlikte düşünülmesi gerektiğini hatırlatmak istedik. Çünkü anlam, çoğu zaman kaybolan bir eşya gibi bulunmaz, kurulur. Ve bu kurma süreci, insanın en insani eylemidir.
Belki de inanç, ulaşılan bir hakikat değil vazgeçilmeyen bir arayıştır. İnsan, Tanrı’ya inansa da inanmasa da, yaşamın kendisine bir anlam atfetmeden var olamaz.
İnsan sürekli bir inanma eylemi gösterir, Tanrıya, lidere, yada başka birşeye. Neye inanırsak inanalım üzerinde yaşadığımız dünyayı beraber paylaşıyoruz. Paylaştığımız şey sadece dünya değil, anılar, hikayeler, düşünceler ve daha fazlası... Bizim için önemli olan insanı, insan yapan değerlere önem göstermek. Zorluklarla geçen 2025 yılını geride bırakırken sağlıklı, savaşsız bir dünyada aklın ve bilimin ışığında, 2026 yılında Kültür ve Sanat'ta görüşmek üzere...
Bizimle kalın, Sanatla kalın...

