Astronomi, Astrofizik ve Galileo Galilei
5. Modern Astronominin babası Galileo Galilei
Kopernik, evrenin düzenini kağıt üzerinde değiştirmişti. Galileo Galilei ise bu değişimi gökyüzüne bakarak doğrulayan ilk kişi oldu. 17. yüzyılın başlarında Galileo, teleskobu geliştirerek onu sistematik bir bilimsel araca dönüştürdü. Ay’ın pürüzsüz olmadığını yüzeyinde kraterler bulunduğunu, Jüpiter’in etrafında dönen uydular olduğunu ve Venüs’ün evreler geçirdiğini gözlemledi. Bu bulgular, Kopernik’in Güneş merkezli evren modelini açıkça destekliyordu. Galileo’nun devrimi başlatan hamlesi yalnızca ne gördüğü değil, gördüğüne nasıl baktığıydı. O, otoriteye değil gözleme, geleneğe değil kanıta dayanan bir bilim anlayışını savundu. Böylece astronomi, felsefeden koparak modern bilimin temellerinden biri hâline geldi. Goseck Çemberi ile başlayan gökyüzünü anlama çabası, Kopernik’in matematiğiyle şekillendi; Galileo’nun teleskobuyla ise geri dönülmez biçimde değişti.
Galileo Galilei, yalnızca astronomi tarihinin değil, modern bilimin de en önemli dönüm noktalarından biridir. Ondan önce insanlar gökyüzüne bakıyordu, Galileo ile birlikte insanlar gökyüzünü anlamaya başladı. Çünkü Galileo, bilginin kaynağının otoriteler değil, doğrudan gözlem ve deney olduğunu savundu. Bu görüşünde haklıydı. 1564 yılında Pisa’da doğan Galileo, matematik ve fizik alanlarında eğitim aldı. Yaşadığı dönem, bilimsel düşüncenin hâlâ Aristoteles’in fikirleri ve kilise öğretisiyle şekillendiği bir çağdı. Dünya’nın evrenin merkezinde olduğu fikri sorgulanamaz kabul ediliyordu. Galileo’nun farkı, bu kabulleri sorgulamaktan çekinmemesiydi.
1609 yılında Hollanda’da geliştirilen basit bir optik aygıt sayesinde Galileo, teleskobu geliştirerek gökyüzüne çevirdi. Bu an, bilim tarihinde sessiz ama sarsıcı bir devrimdi. Ay’a baktığında onun kusursuz bir küre olmadığını, dağlar ve kraterlerle dolu bir yüzeye sahip olduğunu gördü. Bu gözlem, gök cisimlerinin “mükemmel” olduğu inancını kökünden yıkmaktaydı.
Daha da çarpıcı olanı, Jüpiter’in dört büyük uydusunu keşfetmesiydi. Bu uydular, her şeyin Dünya’nın etrafında dönmediğinin açık bir kanıtıydı. Venüs’ün evrelerini gözlemlemesi ise Kopernik’in Güneş merkezli evren modelini doğrudan destekliyordu. Artık teori değil, kanıt vardı.
Ptolemy, Dünya’nın evrenin merkezi olduğunu ve her şeyin onun etrafında döndüğünü öne süren bir teori ortaya koymuştu zamanında. Hristiyan Kilisesi bu fikri seviyordu çünkü bu teoriye göre insan evrenin merkezinde yer alıyordu. Ancak kopernikin karşıt yönde ileri sürdüğü ve Galileo’nun kanıtladığı görüşten pek hoşnut değillerdi. Bundan dolayı Galileo’nun eserleri 1616’da Katolik Kilisesi’nin Yasaklı Kitaplar Listesi’ne konduğu için, sapkınlık suçlamasıyla resmi olarak kınanma riskiyle karşı karşıya kaldı. Galileo Tanrı’nın varlığını reddetmemişti, belki de en önemlisi, yıllar içinde kurumların yanı sıra birçok kişisel düşman da edinmişti. Öyle yada böyle çok daha öncelerinde benzer durumlar yaşanmıştı. Aslında Galileo kutsal kitapta yazanlarla ilgilenmiyordu. Onun amacı Dünya’daki fiziksel dünyanın madde ve fizik yasaları bakımından gökyüzünde görülenlerle tamamen ilişkili olduğunu göstermekti. Ancak bu geleneksel görüşe karşıt bir yaklaşımdı. Bu durum onu Engizisyon Mahkemesi’ne kadar götürdü. 1633 yılında yargılandı ve fikirlerinden vazgeçmeye zorlandı. 1642 yılında hayatını kaybetti. Ama ölürken bile haklı olduğunu mırıldanıyordu. Galileo ile birlikte astronomi, felsefenin gölgesinden çıkıp bilimin ışığına adım attı. Ve o ışık, hâlâ yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

